Bu yazımda 21. yüzyılın en büyük problemi çevre kirliliğinin üreme sağlığı üzerine olan olumsuz etkileri ve bu etkilerden korunmak için neler yapılabileceği ile ilgili sizleri bilgilendireceğim.

Son birkaç yüz yıldır teknolojik gelişmeyle beraber endüstrileşme de artmaktadır. Bununla beraber hızla artan dünya nüfusunun ihtiyaçlarını karşılamak için daha düşük maliyetli, hızlı çözümler ararken ne yazık ki çevreyi göz ardı ediyoruz.

Kontrolsüz endüstrileşme ve tarımda daha çok kimyasal madde kullanılması sonucu ortaya çıkan çevre kirliliği 21. Yüzyılın esas problemi olarak karşımıza çıkıyor. Çevre kirliliği soluduğumuz havayı, içtiğimiz suyu, yediğimiz gıdaları kirletmekte, insan vücudunun toksik maddelere maruziyeti artmaktadır.

Çevre kirliliği sonucu ortaya çıkan ve insan vücuduna yabancı olan bu toksik maddelere ksenobiyotikler denir. Günlük hayatta karşılaştığımız besin katkı maddeleri, kimyasal koruyucular, sigara, kızarmış, yanmış, füme yiyeceklerin içerdiği maddeler, tarım ve endüstri kaynaklı kimyasallar, çeşitli bitki kökenli maddeler ve antibiyotikler ksenobiyotikler arasında yer alır. Ksenobiyotikler ağız, deri veya akciğer yoluyla vücudumuza girer ve birçok organın çalışma mekanizmasını bozar.

Bu toksinlerin insan vücuduna olan zararları uzun zamandır bilinmesine rağmen üreme sağlığı üzerine olan olumsuz etkileri bilim adamları tarafından son 30 yılda fark edilmiştir. Çevre kirliliğinin üreme sağlığı üzerine olumsuz etkileri şu şekilde özetlenebilir.

  • Kısırlık
  • Bebekte doğuştan sakatlıklar
  • Düşük
  • Erken doğum
  • Ölü doğum
  • Bebekte gelişme geriliği
  • Endometriyozis (çikolata kisti)
  • Erken menopoz
  • Ergenlik problemleri
  • Meme kanseri
  • Jinekolojik kanserler

Özellikle kirli hava, su ve toprakta bulunan DDT, DDE, kepon, hepatoklor, PCB, dioksin gibi ksenobiyotikler, yani vücudumuza yabancı maddeler hassas bir denge içinde çalışan hormonal düzenimizi bozarlar. Şöyle ki, bu maddeler vücudumuza girdikten sonra bizim kendi doğal hormonlarımızı taklit ederler. Yanlış mesaj göndererek ya da doğru mesajı bloke ederek üreme sistemi de dâhil birçok endokrinolojik mekanizmayı bozarlar.

Örneğin dioksinin; östrojenik, anti-östrojenik ve anti-androjenik etkileri vardır. Hava, su, toprak yoluyla hayvanların vücuduna girip, yağ dokularında biriken dioksinin,  hayvan büyüdükçe miktarı da artar.

Dioksin açısından en riskli gıda maddeleri; su ürünleri, süt ve süt ürünleri, et ve ürünleridir. Bu gıdaların alınmasıyla insan vücuduna giren dioksin, östrojen hormonunu taklit ederek beyinden FSH hormonu salgılanmasını engeller ve östrojen seviyesini düşürür. Benzer mekanizmayla androjen düzeyini de düşürür. Ayrıca dioksin, insülin, tiroid ve steroid hormon üretimini de bozarak şeker hastalığı, guatr ve obeziteye neden olabilir.

Son 50 yılda erkekte sperm sayı, hareket ve morfolojisinde %40 azalma sonucu erkeğe bağlı kısırlık (infertilite) problemi de artmıştır. Erkek infertilitesinin nedenleri arasında genetik, anatomik, enfeksiyon, travma, sigara, alkol gibi faktörler sayılsa da çoğu hastada neden bulunamaz.

İşte neden bulunamayan hastalarda artık maruz kalınan bu toksinler suçlanmaktadır. Hormonal aktif ksenobiyotikler erkekte, östrojen androjen dengesini androjen aleyhine bozarak sperm yapımını bozarlar. Bunun sonucunda da sperm sayısı, hareketlilik oranı ve morfolojisinde azalma görülür. Bu toksik maddeler ayrıca erkekte prostat kanseri ve testis kanseri riskini de artırır.

Östrojen bağımlı bir hastalık olan endometriyozis, ağrılı adet görme, ilişkide ağrı, yumurtalıkta çikolata kisti veya çocuk sahibi olamama şeklinde belirti veren ve nedeni tam olarak bilinmeyen jinekolojik bir problemdir. Östrojen aktivitesi olan toksik maddelerin vücuttaki östrojen seviyesini yükselterek endometriyozise neden olduğu yapılan deneysel çalışmalarda gösterilmiştir.

Meme kanseri ve rahim kanseri görülme riski de son yıllarda artmıştır. Her iki kanser türü de vücutta fazla östrojen olması yani karşılanmamış östrojene maruziyet sonucu oluşur. Meme ve rahim kanseri vakalarının artması da yine östrojenik aktivitesi olan toksinlere maruz kalma ile açıklanmaktadır.

Benzer şekilde erken menopoz, erken adet görme veya geç adet görme gibi jinekolojik problemlerle son zamanlarda daha sık karşılaşıyoruz. Bu problemlerden de vücudun hormon dengesini bozan toksik maddelerin sorumlu olduğu düşünülmektedir.

Çocuk sahibi olamayan hastaların %40’ında sorun kadında, %40’ında erkektedir. Kalan %20’lik hasta grubunda ise kısırlığın nedeni açıklanamaz. İşte açıklanamayan infertilite hastalarında bile artık bu toksik maddeler suçlanmaktadır.

Toksik maddeler kısırlık dışında gebelik komplikasyonlarına da neden olabilir. Mesela matbaa, boya ve bateri endüstrisinde kullanılan kurşun, plasentadan bebeğe geçip bebeğin beyin gelişimini bozabilir.  Hatta kurşun endüstrisinde çalışan erkeklerin eşlerinde bile düşük, erken doğum ve ölü doğum riskinin arttığı bilimsel çalışmalarla gösterilmiştir.

Ayrıca tarım ve temizlik sektöründe kullanılan civa, glikol eter, epiklorohidrin, tolüen, fumigant, etilen oksit, benomil, siyanazin, metil izosiyanat, perkloroetilen gibi maddeler maruz kalan kadınların bebeklerinde sakatlık, düşük, erken doğum görülme riski artmıştır.

Sonuç olarak her gün 70000’den fazla kimyasala maruz kalıyoruz ve bu maddelerin insan vücuduna, özellikle de üreme kapasitesine olumsuz etkileri var. Sağlıklı bir toplum ve sağlıklı gelecek nesiller için çevre kirliliği problemi ciddiye alınmalıdır, çünkü bu sorun tüm insanlığın ortak sorunudur. Bu problem esas çevre bilinçlendirme çalışmaları ile çözülebilir.

Çevre bilinçlendirme çalışmaları politika, sivil toplum kuruluşları ve medya aracılığıyla yaygınlaştırılabilir. Endüstriyel kirlenme katı kanunlarla denetlenmeli, alt yapı çalışması olmadan köylerden şehre göç engellenmeli ve çarpık şehirleşmenin önüne geçilmelidir.

Ayrıca toksik maddeler yönünden riskli işlerde çalışanlar için iş sağlığı güvenliği sağlanmalı ve sıkı kontrollere tabi tutulmalıdır. Ancak böyle bu gidişata dur diyebiliriz.

Çevre kirliliğinin zararlı etkilerinden korunmak için mümkün olduğu kadar organik gıdalarla beslenilmesi, işlenmiş hazır gıdalardan uzak durulması ve meyve-sebzelerin iyice yıkanarak tüketilmesi ve gereksiz ilaç kullanımından da kaçınılması gerekir.

CEVAP VER

Lütfen yorumunuzu giriniz!
Lütfen isminizi buraya giriniz

This site uses Akismet to reduce spam. Learn how your comment data is processed.