Dünyada her yıl 350000 bebek yardımcı üreme teknikleri yardımı ile dünyaya gelmektedir. Yardımcı üreme teknikleri tüp bebek (IVF) ve aşılama tedavilerini kapsar. Bu tedavilerde kadınlara yumurta gelişimini sağlamak için bazı ilaçlar verilir. Bu ilaçların tablet (Klomifen, letrozol etken maddeli) ve iğne formları vardır. Aşılamada amaç 1-2 yumurta geliştirmek olduğu için daha düşük doz ilaçlar kullanılırken, tüp bebek tedavisinde daha yüksek dozlar kullanılmaktadır.

Yüksek östrojen kanser ile ilişkili mi?

Bazı kanser türlerinin yüksek östrojen düzeyiyle ilişkili olduğu bilimsel olarak ispatlandı. Kısırlık tedavisinde kullanılan ilaçların da vücut östrojen düzeyini doğal siklusa göre 10 kat daha fazla yükselttiğini biliyoruz. Bu mantıkla kısırlık tedavisinde kullanılan ilaçların kanser riskini artırıp artırmadığı ile ilgili ciddi merak uyanmıştır ve bu konu ile ilgili bilimsel araştırmalar yapılmıştır.

Özellikle yüksek östrojen düzeyi ile ilişkili olduğu bilinen meme kanseri ve rahim kanseri üzerine birçok çalışma yapılmıştır. Yapılan çalışmaların bazılarında bu ilaçların meme ve rahim kanseri riskini artırdığı tespit edilmiştir. Ama biliyoruz ki; hiç emzirmemiş olmak, ailede meme kanseri öyküsünün olması meme kanseri için en büyük risk faktörü. Bu kriter göz önüne alındığında, kısırlık tedavisi zaten doğurmamış veya hiç emzirmemiş hastalara yapılıyor.

Hastanın emzirip emzirmediği ve ailede meme kanseri öyküsünün olup olmadığı göz önüne alınarak yapılan daha büyük çalışmalarda IVF ilaçlarının meme kanseri riskini artırmadığı tespit edilmiştir.

Rahim kanseri için de en büyük risk faktörü, hiç doğurmamış olmaktır. Yani meme kanserindeki karışıklık rahim kanseri için de geçerli. Bu kriter dikkate alınarak çalışmaya dahil edilen hastalarda istatistiksel analiz yapıldığında tüp bebek tedavisinde kullanılan ilaçların rahim kanseri riskini artırmadığı saptanmıştır.

Yumurtalık kanserinin (Over kanseri) gelişme teorilerinden en çok kabul gören ovulasyon teorisidir. Yani yumurtlama sırasında yumurtalık epitelinde zedelenme olmasıdır. Bu teoriye göre yumurtlama ne kadar çoksa, over epiteli o kadar zarar görür ve yumurtalık kanseri riski artar.

Tüp bebek tedavisinde her siklusta ortalama 10-15 yumurta gelişir. Yani düz mantıkla yumurtalık kanser riskinin artmış olması beklenir. Kısırlık tedavisinde kullanılan ilaçlar ile yumurtalık kanseri arasındaki ilişkiyi araştıran çalışmaların bazılarında kanser riskinin arttığı tespit edilirken, bazılarında aralarında hiçbir ilişki bulunamamıştır. İlişki olduğunu savunan çalışmalarda ise 12 aydan fazla ilaç kullananlarda yumurtalık kanseri riskinin arttığı tespit edilmiştir.

Rahim kanseri ve meme kanseri gibi hiç doğurmamış olmak yumurtalık kanseri için de en büyük risk faktörüdür. O yüzden IVF ilaçlarının kansere yol açtığı sonucunu bulan çalışmaların bu şekilde çıkmasının nedeni, kısırlık tedavisinin zaten yumurtalık kanseri için yüksek risk taşıyan hiç doğum yapmamış hastalara verilmesidir. Yani kanser gelişiyorsa ilaçlardan değil, hiç doğum yapmamış olmaktan kaynaklanıyor olabilir. Çünkü tüp bebek tedavisi olup gebe kalanlarda gebe kalamayanlara göre kanser riski daha düşük. Yani ilaç kullansa bile gebe kalındıysa kanser riski artmıyor.

Bu bilgiler ışığında tüp bebek ilaçları ile ilişkili olabileceği düşünülen rahim kanseri, meme kanseri ve yumurtalık kanseri için esas risk faktörü; ailede kanser öyküsünün olması, hiç doğum yapmamış olmak ve hiç emzirmemiş olmaktır. Aşılama ve tüp bebek tedavisi de zaten bu hasta grubuna veriliyor. O nedenle şu anki bilimsel verilere göre bu ilaçların kanser riskini artırdığını söyleyemeyiz.

CEVAP VER

Lütfen yorumunuzu giriniz!
Lütfen isminizi buraya giriniz

This site uses Akismet to reduce spam. Learn how your comment data is processed.